Adaleti dağıtan, isterse ateşe tapan olsun!

Kars Dolunay Derneği Başkanı Faruk Ocak yazdı:
Adaleti dağıtan, isterse ateşe tapan olsun!

Ülkem ve adalet... Adalet, hiçbir eksik tarafı kabullenmez. Anlıyoruz ki adalet yaşamımızda muhteşem ve mutluluğun istikbalidir.

Adalet, her masalın anlatılacak huzur dolu hikayesidir. Huzursuzlukları ve tüm olumsuzlukları ortadan kaldıran kuvvet

 Ne demişti Ömer: “Eğer yanlışımı görüp de beni uyandırmaz iseniz yakanızda olacak iki elim ahrette.” Evet, Ömer adaletini ateşe tapan Nuşirevan’dan almış ve her daim benim adil oluşum Nuşirevan kadar da mı olmayacak, diye de kendini hep sorgulamış. Çünkü Müslüman olmadan bir arkadaşıyla Acem halısı almak için İran’a gitmişti. Geç kaldıkları için gece halı satılan handa uyurlar. Sabah kalktıklarında paraların çalındığının farkına varırlar. Tüm arama ve uğraşmalara rağmen para bulunmaz. Ömer ve arkadaşı şaşkın. Karınlarını doyuracak para bile yok ceplerinde. Bunu gören bir İranlı: Nuşirevan’a gidin der. Evet, tek çare Nuşirevan’dır. Gidip dertlerin anlatırlar. Nuşirevan dinledikten sonra: biriniz uyurken, diğeri nöbet tutsaydınız diye onları uyarırken, hayatı adaletle anılacak Ömer: “Biz Nuşirevan’ın topraklarında idik ve Nuşirevan’ın adaletini biliyorken, zannettik Siz bizi korumak için uyanıksınız.”

Nuşirevan o an der ki: “Ey Arap sen adaletle dolusun veya dolu olacaksın.” Ve İki gün sonra paralarını bulup teslim eder. Teslim ederken, biriniz garp kapısından biriniz de şark kapısından çıksın, der. Şark kapısından çıkan Nuşirevan’ın asılmış oğlunu, garp kapısından çıkan da vezirinin cesedini görür. Oradaki ahali der ki: “bir hırsızlık olayında kayıtsız ve ihmalleri olduğu için Nuşirevan ikisini de asmış.”

Nuşirevan: Adalete karşı boş vermişliği ve aldırış etmeyen olduğumu görürseniz beni dar ağaçta sallandırın. Ama sizden önce herhalde ben kendimi asmış olacağım. Çünkü adaletle harcanmayan her dakikamı ihanet sayarım. Ve ihanetimi de affetmem. Dün adalet ve adillerin kitaplarını karıştırırken, bulup çalıştığımda birkaç isimden bize en yakını olan Nuşirevan ilgimi çekti. İnsanoğlu hırs ve isteklerinin kölesi olurken, farkında olsun veya olmasın adaleti azar azar kaybeder. Hani Nuşirevan bir mesire yerinde vezirleriyle kebap yapacaklarmış fakat tuz yokmuş. Nuşirevan adamlarından birini yakındaki köye gönderip tuz getirmesini ve tuzun parasını da muhakkak ödemesini emretmiş. Yanındaki vezirler bir tutam tuz da parayla mı olur, dediklerinde Nuşirevan önceleri adil ve adalet varken, az deyip de aldırmayanlar daha sonraları adaletsizliği zirve yapmış ve her daim adaletsizliğin zorba zalimleri olmuşlar. Ve Nuşirevan Sadi’nin adalet hakkında söylediklerini hatırlatır: Eğer hükümdar köylünün bir yumurtasını zorla alırsa, peşindekiler köylünün tavuklarını talan eder... Dindar veya dinsiz benim için fark etmez adil ve adaletli olması önemli... Dindarın kıldığı namazdan bana ne? Bana ne zararı, ne de karı var. Zaten Allah’ın da ne namazımıza ne de oruç tutmamıza ihtiyacı var. Ama benim adalete ihtiyacım var ve ihtiyacım da hükümdarın zalim ve zorba abdestli tekbir getireni değil halkın hakkımı gasp etmeyen ve adil dağıtan... Evet, bugün hepimiz adaletsizliğin mağarasındayız... Ve sadık, adil mağara arkadaşımız yok. Feryadımız ve çağırıp bağırmamız ondan… Gerçekten adaleti kurtarmaya çalışıyorum. Adaletimi gerçekleştirmeye çalışırken hayattan beklentilerim vardı. Bu umut ve beklentiler sadece adil olanlara ait... Çocuklarım benim tastan su içerken, suyun kaynağını sormadılar. Benim suyumun kaynağı ne idi? Ne yazık ki suyumun kaynağı hırs dolu beklentiler... Halbuki çocuklarımla aynı korkuları, aynı heyecan ve aynı sevinçleri yaşayacaktık. Ama olmadı. Çuval dolusu günahım oldu. Günahlarımla hayatımın köprüsünden geçtim. Yıkanarak geçtim ama biraz geç olmuştu. Çünkü çocuklarımı yetiştirirken tüm benliğimle caba sarf etmemiştim. Belki de sarf ettiğim caba kendim için sarf ettiğim caba kadar değildi. Daha doğrusu onların saadeti için daha fazla fedakarlık yapabilirdim. Ama yapamadım. Beni çıldırtan da zaten yapamadıklarım olmaktadır. Yalnız kalınca kendi boğazıma sarılacağım geliyor. Biz babalar istiyoruz ki kucağımızda yaşattığımız çocuklar hep bizim denetimizde olsun. Bu mümkün değil. Her biri, birer baba olan, ne Hitler bir kavga adamıydı, ne de Cengiz kavgacı bir baba idi. Sadece yazgıları kanla yazılmıştı. Ama tarihte kanla yazılanlar yaşamıştı. Yoksa milyonlarca kafa koparan Hitler gibi ve milyonlarca Cengiz babalar gelip geçmişti.

Yorumlar

Yorum yazabilmek için giriş yapın. Henüz kayıt olmadıysanız yeni hesap oluşturun.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!